İçeriğe geç
Aydın Bülten

Gündelik hayata dair sade ve meraklı okumalar

Psikoloji 3 dk okuma Aslı Berkmen

Merak yaşla birlikte kaybolmuyor, biçim değiştiriyor

Çocuklukta yayılan merak yetişkinlikte daralıp derinleşiyor. Sorun bu daralmanın zamanla tıkanmaya dönüşmesi.

Çocukların en yorucu özelliği, sorularının bitmemesidir. Bir şeyin neden öyle olduğunu sorar, cevabı alır ve hemen ardından o cevabın nedenini sorar. Yetişkinler bu zinciri bir yerde keser. "Öyle işte" cümlesi, merakın karşısına konan ilk duvardır. İlginç olan şu ki aynı duvarı zamanla kendimize de kurarız.

Merak nereye gider

Yaşla birlikte merakın kaybolduğu söylenir. Bu tam olarak doğru değildir. Merak kaybolmaz, biçim değiştirir. Çocuklukta merak yayılır: her şey ilgi çekicidir, konular arasında hiyerarşi yoktur. Yetişkinlikte ise merak daralır ve derinleşir. Az sayıda konu, ama daha yoğun biçimde.

Bu daralma tamamen kayıp değildir. Bir konuda gerçekten derinleşmek, dağınık ilgiyle mümkün olmaz. Uzmanlık, merakın belli bir yöne kanalize edilmesiyle oluşur. Sorun, kanalın zamanla daralarak tıkanmasıdır.

Bilmenin merakı öldürdüğü an

Merakın en büyük düşmanı cehalet değil, yeterince bildiğini sanmaktır. Bir konu hakkında bir hikâye kurduğunuzda zihin rahatlar ve araştırmayı durdurur. Hikâye eksik olsa bile, tutarlı olduğu sürece iş görür.

Yaş ilerledikçe bu hikâyelerin sayısı artar. İnsanlar hakkında, işler hakkında, dünyanın nasıl döndüğü hakkında oturmuş açıklamalarımız olur. Bunlar çoğu zaman deneyimden gelir ve genellikle işe yarar. Ancak her yeni durum, hazır bir açıklamayla karşılandığında, o durumun kendine özgü tarafı gözden kaçar.

Deneyimin bu ikili doğası dikkat ister. Aynı deneyim hem hızlı karar vermeyi sağlar hem de yeni bilgiyi süzgeçten geçirir. Bir noktadan sonra kişi, cevabı sorudan önce bilir hale gelir.

Merakın sosyal maliyeti

Yetişkinlikte soru sormanın bir bedeli vardır. Bilmemek, çocuklukta doğal karşılanır; belli bir yaştan sonra ise eksiklik gibi görünür. Toplantıda "bunu anlamadım" demek cesaret ister. Yıllardır çalıştığınız bir alanda temel bir soru sormak daha da zordur.

Bu baskı, merakı sessizleştirir. Kişi sormaz, anlamış gibi yapar ve boşluk kalıcı olur. Zamanla bu boşluklar birikir ve soru sormak daha da imkânsız hale gelir. Çünkü artık sorulacak soru, kaç yıldır bilinmediğini de açık edecektir.

Bu döngüyü kıran şey genellikle bir ortam meselesidir. Soru sormanın normal karşılandığı yerlerde insanlar yaşlarından bağımsız olarak meraklı kalır. Sorunun ayıplandığı yerlerde ise herkes bilgili görünür ve kimse öğrenmez.

Zaman baskısı da merakın sessiz düşmanlarından biridir. Merak yavaş bir duygudur; bir konuyu kurcalamak, çıkmaz sokaklara girmek ve sonuçsuz kalmayı göze almak ister. Her saatin bir çıktıya bağlandığı bir düzende bu tür gezinmelere yer kalmaz. Sonuçta insan yalnızca işine yarayacak şeyleri öğrenir ve öğrenme, verimli ama dar bir faaliyete dönüşür.

Oysa merakın en verimli tarafı, tam da işe yaramayacak gibi görünen kısımdır. Alakasız iki alandan gelen bilgiyi birleştirebilmek, ancak o alanlarda amaçsızca dolaşmış olmakla mümkün olur.

Merakı canlı tutmanın sade yolları

İlk yol, bilmediğini söylemeyi normalleştirmektir. Bunu bir kez yapmak bile çevredeki başkalarının da rahatlamasını sağlar. Genellikle odada aynı soruyu soramayan birkaç kişi daha vardır.

İkinci yol, kendi alanınızın dışına kısa gezintiler yapmaktır. Uzmanlık alanınızla ilgisi olmayan bir konuyu birkaç saat kurcalamak. Buradaki amaç öğrenmek değil, acemi olma hissini hatırlamaktır. O his, merakın en doğal zeminidir.

Üçüncü yol, insanlara sormak. Yaş ilerledikçe insanlar hakkında da hikâyeler kurarız; birini yeterince tanıdığımızı düşünürüz. Uzun süredir tanıdığınız birine daha önce sormadığınız bir soru sormak, çoğu zaman şaşırtıcı sonuç verir. Kimse hakkında bilinecek şey bitmez.

Sonuç yerine

Merak bir kişilik özelliği gibi görünür ama daha çok bir alışkanlıktır. Kullanılmadığında zayıflar, kullanıldığında geri gelir. Yaş ilerledikçe azalmasının sebebi, insanın doğasının değişmesi değil; çevrenin merak için giderek daha az yer bırakmasıdır.

Bu yüzden merakı korumak, çoğu zaman aktif bir tercihtir. Bir şeyi anladığınızı sandığınız anda bir soru daha sormak, bildiğiniz bir konuda karşı görüşe kulak vermek, cevabı hazır olan bir soruyu yine de sormak. Bunların hiçbiri büyük çaba istemez ama zihnin kapılarını açık tutar.